AnaSayfa
 
İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır. YUNUS EMRE
 
Menu
 

 

 

 
 
Duygusal Zeka ve Sosyal İlişkiler
 

Personal Excellence TEMMUZ 2004 sayısında yayımlanmıştır.
 
Dr. Seden Tuyan & Eray Beceren
 
Duygusal zekayı etkili bir şekilde kullanabilmek, hem kendi hislerimizi hem de iletişim halinde olduğumuz diğer insanların hislerini tanıyabilme, anlayabilme ve yönetebilme gibi yetkinlikler gerektirir. Bu durumda kişinin sadece kendi duygularını, isteklerini anlaması ve onları yönetebilmesi yaşam koşullarında eksik ve yetersizdir. Zira, insan sosyal bir varlıktır ve içinde yaşadığı topluma karşı yerine getirmesi beklenen bazı sorumlulukları vardır. İşte, Duygusal Zeka kavramının içinde yer alan ‘sosyal ilişkiler’ becerisi, bu anlamda, paylaşım üzerine kurulu, tarafların memnun olduğu yakınlık içeren ilişkiler kurmak ve bu ilişkileri devam ettirmek olarak tanımlanır. Tanımlanan bu ilişkide karşılıklı memnuniyet duygusu, alma ve verme temeline dayanır. Sosyal açıdan besleyici ve kişi yararınadır. Diğer taraftan, olumlu ilişkiler başkalarına karşı duyarlı olmayı gerektirir. Duygusal zekanın bu alanı, yalnızca sağlıklı ilişkiler kurabilmeyi değil, aynı zamanda bu ilişkileri yaşarken rahat ve güvenli bir ruh hali içinde olabilmeyi de öngörür (Stein & Book, 2003, s. 166).     

Karşınızdakinin iyi hissetmesini sağlamak sizin de birçok yönden iyi hissetmenizi ve kazançlı ilişkiler kurabilmenizi sağlar.

Davranışlarınızla motive edebildiğiniz, ilham verdiğiniz insanlar gerçekleştirmek istediğiniz hedefler konusunda size daha çok yardımcı olurlar. Öyle ki, karşınızdaki kişinin bilgisini, enerjisini ve diğer kaynaklarını ortaya çıkarabilme becerinizi geliştirdikçe, sahip olduğunuz güç katlanarak artar.

Gücünden faydalanabileceğiniz insanların başında öncelikle yakın çevreniz gelir, daha sonra iş ortamınızda patronunuz dahil tüm çalışma arkadaşlarınız ve son olarak da günlük hayatınızda iletişim halinde olduğunuz insanların hepsi… Bu kalabalık grubun gücünü kendi gücünüze katmak istemez misiniz? Cevap ‘evet’ ise, yapmanız gereken şey birkaç öneriye kulak vermek…   

İnsanın hayattaki en temel ihtiyacı ‘değerli’ olduğunu hissedebilmektir: İletişim kurduğunuz insanlarla olan ilişkilerinizde onlara sizin için önemli olduklarını hissettirin. Ölçünüz, her zaman kendi beklentileriniz olsun. Yani kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız, siz de başkalarına öyle davranın. Örneğin, insanları sizin için yaptıkları ufak tefek de olsa her şey için, en önemlisi işbirliği ve destek için, takdir edin. Teşekkür ederek, onların yaptıkları işten daha çok keyif almalarını sağlayın. Böylece, daha sonraları yardıma ihtiyacınız olduğunda sizin için daha çok şey yapmak isteyeceklerdir.

Övgü ve onaylama konusunda cömert olun: Çevrenizdeki insanları bulduğunuz her fırsatta, samimi ve içten bir ifadeyle, yaptıkları olumlu girişimler ve elde ettikleri başarılar konusunda onayladığınızı belirtin ve övün.  Böyle davranmak, öncelikle kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacak; dahası, etrafınızdaki insanların tavır ve tutumlarının ne kadar olumlu yönde değiştiğini gördükçe çok şaşıracaksınız.

İnsanları dikkatle dinleyin: Karşınızdaki kişinin kendini ifade etme çabasını takdir edin ve samimi bir şekilde dinleyin. Böylece, hem olan biteni anlar, hem de kişinin kendisini değerli hissetmesine katkıda bulunmuş olursunuz.

Tehdit, kaş çatmak ve olumsuz sözler söylemek gibi yıkıcı tutumlardan kaçının: Belki, böylesi tutumlarla da etrafınızda işler yürüyecektir. Ancak, bu tarz bir yaklaşımla, gerek işbirliği ve yardım konusunda, gerekse işten elde edilen verim bakımından bu tür ilişkilerden çok fazla bir şey beklemeyin…

SONUÇ:

Hayatta besleyen ve tüketen insanlar vardır, acaba siz hangisisiniz? (Yazarı bilinmeyen bir kaynaktan adapte edilerek çevrilmiştir, Çev. Seden Tuyan)

Herkesin içinde görünmeyen bir kova vardır. Bu kova gerek kendimizle, gerekse  başkalarıyla ilgili neler hissettiğimizi ve  kurduğumuz ilişkilerin niteliğini belirler. Hiç bir hafta boyunca sürekli olumlu olaylar yaşayıp da, etrafınızdaki tüm insanlara karşı yapıcı davrandığınızı fark ettiniz mi? Diyebiliriz ki, o anlar içinizdeki kovanın dolu olduğu anlardı…

İşte, bu kova, günlük hayatta yaşanılan bir çok şeyle beslenir. Birisi sizle konuştuğunda, sizi insan yerine koyduğunda kovanızın içindeki boşluk yavaş yavaş dolmaya başlar. Hele ki, sizi isminizle yahut sevdiğiniz bir sıfatla çağırmışsa, özellikle de hoşlandığınız bir ifadeyle! Eğer bu kişi, bir de üzerinizdeki kıyafetle veya yaptığınız işle ilgili iltifat ediyorsa, kova hızla dolmaya devam eder.  Karşımızdaki insanın içindeki kovayı doldurmanın milyonlarca yolu vardır. Dostça yazılmış bir mektup, onun için önemli olan bir şeyi hatırlamak, çocuklarının adını bilmek, acısını anladığını hissettirmek, yardıma ihtiyacı olduğunda el uzatmak, sohbete zaman ayırmak, ve belki en önemlisi onu yürekten dinlemek gibi…

İnsanın kovası böylesine bir duygusal destekle beslendiğinde, içinden samimi ve dostça davranmak gelir.

Diğer taraftan, bazı kimseler ise, sizin kovanızda biriktirdiklerinizi tüketmeye çalışırlar. Doğaldır ki, kovayı doldurmanın olduğu kadar, boşaltmanın da milyonlarca yolu vardır. 

Diyelim ki özel bir yemektesiniz ve aksilik bu ya, bir kase dolusu yapış yapış çikolatalı dondurmayı masanın üzerine doğru devirdiniz. Dahası hızla eriyen dondurma masa örtüsünden yanınızda oturan zarif görünümlü, şık bayanın eteğine oradan da yerdeki el dokuması halının üzerine doğru aktı. Zaten, utancınızdan yerin dibine batmış durumdasınız. Birde karşınızdaki çokbilmiş “ortalığı batırdın” demez mi?! İşte kovanızın içindekini boşaltmaya çalışan birisi… Siz hata yaptığınızı bildiğiniz halde, hatanızı yüzünüze vurmaktan çekinmeyen o “yıkıcı” tavrıyla sizi tüketmekten hiç çekinmez. Bu ve benzer durumlarda hissettiğiniz korkunç duyguların yok edici etkileri vardır.

Böylece kovalar dolar ve doldukça da boşalır. Çünkü, insanlar karşısındakini tüketen bu tip davranışların nelere sebep olabileceğini asla düşünmezler. Öyle ki, kovası boş olan bir insan, “kazağın çok yakışmış” türünden bir iltifata dahi ters bir tepki verebilir.

Neyse ki dolmak ve boşalmak arasındaki ikili ilişkinin anlaşılır bir sınırı vardır. Ama ya kovası delik olanlar? Bu kişiler başkalarının kovalarındakilere göz dikerek, onları rahatsız ederler. Dahası, gittikçe azalmakta olan kovalarını başkalarının kovalarından çaldıklarıyla doldurmaya çalışırlar.

Oysa ki, asıl olan başkalarının kovalarını doldurmak, doldurabilmelerine yardımcı olabilmek, yani onları beslemektir. Çünkü başkalarını besleyebilen insan asla tükenmez. Aksine, içimizdeki olumlu duygular paylaştıkça çoğalır. Böylece, başkasının kovasını doldururken, kendi kovamızı da doldurmuş oluruz.

Sonuç olarak, hepimiz, farklı sebeplerle,  iş karşımızdakini beslemeye gelince duraksarız. Dolayısıyla, ancak karşımızdaki insanı mutlu etmekle hissedebileceğimiz eğlence, mutluluk, doyum, başarmışlık gibi duygulardan yoksun kalmış oluruz. 
 
KAYNAKLAR:
Stein, J. S., Book, H. E. EQ Duygusal Zeka ve Başarının Sırrı, Çev. Müjde Işık, Özgür Yayınları, 2003. 
http://www.imawahm.com.briantracy8.shtml 
http://www.inspirationalstories.com 
 


Paylaş

Tarih :
Yorumlayan : ercan güngör
Yorum : gerçekten gerekli bir konuya deinmişsin bu tür yazıları pek sonuna kadar okumam ama bu iyi ve akılda kalıcı bi yaklaşımdı eline sağlık
 
Tarih :
Yorumlayan : Nurdan Taşkıran
Yorum : EQ okuryazarlığı ile ilgili kaynak ararken tesadüfen sitenizi bulmaktan mutlu oldum alt yapıyı daha iyi sergileyeceğim veriler edindim umarım bu konuda biraz daha kaynek bulabilirsem makalemi tamamlayabilirim, ellerinize sağlık,emekleriniz için teşekkürler
 
Tarih :
Yorumlayan : ekrem yalama
Yorum : yazılanları okumak bana oldukca cok fikir verdi ve zevk alarak okudum.
 
Tum yorumlar için tıklayın
İsim  
E-Posta    
Yorum  
 
 

 
 
  Tasarım ve Uygulama Kumsaati Ltd. Şti' ne aittir. Copyright © 2009